top of page

Ar-Ge Faaliyetleri Nasıl Bir Stratejiyle Yönetilmeli?



"Araştırma ve geliştirme yapan örgütleri rakipleri karşısında farklı kılacak en önemli faktör, kabiliyet ve yetenekler temelinde Ar-Ge aktiviteleri yapmaları ve mevcut yeteneklerini değerli, az bulunur, taklit ve ikame edilemeyen yeteneklere dönüştürebilmeleridir."


Ar-Ge çalışmaları, insanlığın ilerlemesine ve toplumsal yeniliklerin gerçekleştirilmesine imkân sağlayan en önemli faaliyetlerdendir. Bu çalışmaların gerçekleştirildiği Ar-Ge örgütü ise, uygun pazarlar için teknolojik yenilikleri araştırmak maksadıyla sorumluluk alan örgüt tipidir (Abbey ve Dickson, 1983, s.363). Yaylalı ve arkadaşlarına (2010, s.13) göre, araştırma ve geliştirme faaliyetleri bilginin somut ürünler haline geldiği yüksek katma değerli bir dönüşüm sürecini ifade eder. Ar-Ge çalışmaları, araştırma ve geliştirme için gerekli olan bilginin meydana getirilmesi için gereken imkânların sağlandığı Teknokent veya Teknopark olarak adlandırılan işletme toplulukları bünyesinde gerçekleştirilir. Ar-Ge çalışmaları sırasında tutarlı ve doğru yönetim stratejilerinin kullanılması ve çalışanlar arasında etkin koordinasyon yetenekleri geliştirilmesi durumunda, ileri düzey Ar-Ge aktivitelerinde olağanüstü kapasitelere ulaşmak mümkün görünmektedir.


Ar-Ge çalışmalarıyla meydana getirilen yenilikçi ürünler, organizasyon açısından potansiyel ticari bir varlık haline gelir (Katila ve Ahuja, 2002, s. 1183). Lichtenber’e (2002) göre, Ar-Ge kapsamında gerçekleştirilen her bir dolarlık harcamanın sekiz kat daha fazla getiri sağlaması, araştırma ve geliştirme çalışmalarını oldukça avantajlı bir hale getirmiştir. Araştırma ve geliştirme çalışmaları; yeteneklerin geliştirmesi, yenilikçi ürün ve hizmetlerin geliştirmesi, icat ve proses yönetimi konularını da içerecek şekilde, mevcudu yenileştirme ve yeni işler ortaya koyma veya kullanılacak teknolojiyi de iyileştirmeyi içeren çeşitli araştırmalar şeklinde ifade edilmektedir (Matheson ve Matheson; 1999). Araştırma ve geliştirmeye yapılan yatırımlar, bilginin üretime ve kâr elde etmeye dönüştürüldüğü yatırımlardır (Matheson ve Matheson, 1999). Bu alanda yapılan harcamalar, bir ülkenin ekonomik ve teknolojik gelişmişlik düzeyini ortaya koyan en güçlü değişkenlerden biri olarak görülmektedir (Yaylalı vd., 2010, s. 14). Schilling ve Hill’e (1998, s.70) göre bir araştırma geliştirme örgütünün başarısı, mevcut kaynak ve yeteneklerini yeni ürün geliştirme hedefleriyle uyumlu hale getirmesine ve stratejik niyetini Ar-Ge portföyüyle doğru bir şekilde entegre edebilmesine bağlıdır.


Çevik Ar-Ge Yönetime Geçiş

“Yazılım sektöründe çalışanların çevik yönetim tarzlarına yakın olmalarının temel nedenleri; bu sektörde çalışan bireylerin diğer örgüt tiplerine göre daha yüksek becerilere sahip olmaları, sanal takımlar şeklinde çalışabilmeleri ve yönetim açısından daha fazla özerkliğe ihtiyaç duymalarıdır.”

Ar-Ge örgütlerinde gerçekleşen yönetimsel çalışmalar; bu örgütlerde yaşanan yüksek belirsizlik ortamı, çalışanların yeteneklerine bağlı olma zorunluluğu, ileri düzey teknolojik yetkinlik ihtiyaçları gibi nedenlerle, diğer örgütler için gerekli olan yönetimsel yaklaşımlardan daha farklı yaklaşımlara ihtiyaç duyar. Ar-Ge yönetiminde yaşanan en önemli sorunlar, değişik becerilere sahip olan çalışanların birlikte çalışma etkinliklerinin doğru bir şekilde koordine edilememesinden, teknolojik kaynakların bütünleşik bir şekilde kullanılamamasından ve teknik anlamda oldukça yetkin olan iş gücünün farklı ve yenilikçi bir yönetim anlayışına ihtiyaç duymasına rağmen, yöneticilerin geleneksel yönetici yaklaşımlarından vazgeçememelerinden kaynaklanır. İşin özü, Ar-Ge yönetiminde çalışanların bir amaç doğrultusunda ve ekip bilinci içinde iş çıkarma potansiyelinin yüksek seviyelerde tutulabilmesi için, klasik yönetim yaklaşımlarından daha farklı yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Ar-Ge yapan firmaların yönetimindeki temel mesele; personelin sahip olduğu yüksek beceriler nedeniyle, bu tip çalışanların yönetilebilmesine imkân sağlayacak yönetsel yaklaşımların henüz tam olarak kuramsallaşamamış olmasıdır. Ar-Ge örgütlerindeki yönetim yaklaşımları; yatay örgütsel yapıya yatkınlık, sanal takımlar şeklinde iş yapabilme ve kendi kendini yöneten organizasyon olma gibi özellikleri nedeniyle güncel çevik yönetim yaklaşımlarına daha uygun bir niteliktedir. Örneğin Ar-Ge çalışmalarının oldukça yoğun bir şekilde gerçekleştirildiği yazılım sektörü dikkate alındığında; bu sektördeki geleneksel yönetim yaklaşımları, günümüzde yerini çevik yönetim modellerine bırakmak zorunda kalmıştır. Yazılım sektöründe çalışanların çevik yönetim tarzlarına yakın olmalarının temel nedenleri; bu sektörde çalışan bireylerin diğer örgüt tiplerine göre daha yüksek becerilere sahip olmaları, sanal takımlar şeklinde çalışabilmeleri ve yönetim açısından daha fazla özerkliğe ihtiyaç duymalarıdır. Bu tip çevik örgütler;

  • Merkeziyetçi bir yönetim tarzı yerine âdem-i merkeziyetçi bir yönetim tarzını benimsemekte, Yönetimsel süreçler yerine insan ilişkilerini esas almakta,

  • Doğrusal bir yönetim tarzı yerine, yinelemeli yaklaşımları tercih etmekte,

  • Önceden planlama yerine, zamanında planlamayı önemsemekte,

  • Yönetilmek yerine, kendi kendilerini yönetmeyi tercih etmekte,

  • Süreç odaklılık yerine, müşteri odaklı davranmakta,

  • Komuta ve kontrol tarzı bir liderlik yerine, işbirlikçi ve hizmetkar bir liderlik anlayışını benimsemekte ve beceri ve yetkinlik bazlı bir yönetim yaklaşımlarıyla daha performanslı işler çıkarmaktadır.

Temel Yetenek Kavramı


Temel yetenek kavramı, yönetim ve strateji yazınında ilk kez Prahalad ve Hamel (1990) tarafından ortaya atılmış ve “beceri ve teknolojilerin bütünleştirilmiş bir yığını” şeklinde ifade edilmiştir. Temel yetenekler, örgüt için rekabet avantajı sağlayabilen ve örgütü diğer işletmelerden önemli derece farklı kılabilen özel ve öncelikli yeteneklerin bir bileşimi anlamına gelmektedir. Temel yetenekler, örgütlerin ellerinde bulundurdukları becerilerle örgütün teknolojik imkanlarının nasıl entegre edebileceğine odaklanan ve bu tip bir entegrasyon neticesinde sağlanabilecek imkanları gündeme getiren bir sürecin sonuçlarını ifade eder (Prahalad ve Hamel, 1990, s. 4). Temel yetenekler, organizasyonun değişik işlevsel düzeylerinde yer alan yeteneklerin birbirleriyle yoğun bir şekilde etkileşmesinden meydana gelen ve örgütün bütününe ulaşan yeteneklerin toplamıdır (Torkkeli ve Tuominen, 2002, s. 273-276). Temel yeteneklerin örgütlerdeki anahtar görevinin sebebi, yeteneklerin örgütsel hedeflere ulaşmak için gereken işletme varlıklarının bütünleşmiş halde gelişimine ve iyileşmesine imkân vermesidir (Sanchez ve Henee; 1997). Temel yetenekler sadece tek bir ürün veya hizmetle sınırlı tutulamaz (Prahalad ve Hamel, 1990). Bu nedenle, bu tarz yeteneklerin birçok farklı ürün veya hizmete dönüşme kapasitesi bulunmaktadır.


Temel yetenekler, işletme personelinin yönetime gönüllü bir şekilde katılmasına imkân veren bir iletişim mekanizmasıdır (Prahalad ve Hamel, 1990). Jenster ve Pedersen’a (2000) göre temel yetenekler, organizasyonun farklı aktivitelerinde daha çok profesyonelleştiği ve ileride daha çok başarılar temin edebileceğini fark ettiği aktiviteler şeklinde de tanımlanabilir. Prahalad ve Hamel, (1990), yetenekleri beş temel kriter esasında ele almaktadır. Bu kriterler; bireysel yeteneklerin organizasyonel teknolojiyle ve yetenekleriyle entegre edilmesi, öğrenebilme, örgüt dışına yarar sağlayan yetenek mevcudiyeti, yeteneğin diğer örgütler tarafından zor taklit edilebilmesi ve yeteneğin farklı iş ortamlarına girilmesini kolaylaştırabilmesidir (Major vd., 2001). Temel yetenek kavramı; bilgi temelli, farklı olan ve organizasyona özel yetenekler olması nedeniyle oldukça zor taklit edilebilen kabiliyetlerden ve değerli olan varlıklardan oluşmaktadır (Pitt ve Clark, 1999). Leonard-Barton (1992) temel yeteneklerin bilgi yönüne ve öğrenme ile ilişkilerini vurgulamış ve bir işletmede meydana gelmesi için dört temel boyutta incelenebileceğini söylemiştir. Bu boyutlar; personel bilgisi ve beceriler, teknik sistemler, bilginin meydana gelmesine katkıda bulunan yönetim sistemleri ve bilgi yönetimini oluşturma ve kontrolüne imkân sağlayan değerler ve normlardır (Leonard-Barton, 1992). İşletmelerin ellerinde bulundurdukları temel yeteneklerin, rekabetçi avantaj sağlama açısından önemli faydaları bulunmakta olup, bu yetenekler örgütsel hedefleri de doğrudan etkileyebilmektedir (Mooney, 2007). Temel yeteneklerin; organizasyon için değerli olan, oldukça kıt, kolay taklit edilmesi mümkün olmayan ve zor ikame edilebilen niteliklere sahip olan yetenekler olduğu söylenebilir (Barney, 1991, s. 112).

Ar-Ge Performansı

“Araştırma ve geliştirme çalışmalarında karşılaşılan en önemli sıkıntıların başında, bu tip aktivitelerin geniş kapsamlı olması, yüksek maliyetli olması ve işletmeye olan getirisinin uzun bir döneme yayılması gelmektedir.”

Araştırma ve geliştirme performansının istenilen doğrultuda ölçülmesi, teknoloji ve Ar-Ge yönetimi aktiviteleri için hayati bir öneme sahiptir. Araştırma ve geliştirme çalışmalarında karşılaşılan en önemli sıkıntıların başında, bu tip aktivitelerin geniş kapsamlı olması, yüksek maliyetli olması ve işletmeye olan getirisinin uzun bir döneme yayılması gelmektedir. Bu tip sorunların en aza indirilmesi ise, araştırma ve geliştirme yönetimi aktivitelerinin etkinliğine ve Ar-Ge’ye yönelik performans ölçümlerinin kalitesine bağlıdır. Araştırma ve geliştirme çalışmaları, niceliksel ve niteliksel değerlendirmelerle ölçülebilen aktivitelerden meydana gelmektedir. Araştırma ve geliştirme kapsamındaki temel araştırmaların performansının belirlenmesinde genelde nitel yöntemleri kullanmak daha uygun görünmektedir. Ürün geliştirme ve süreç iyileştirme aktivitelerinde ise nicel yöntemler daha fazla kullanılır. Araştırma ve geliştirme aktivitelerinin genelde yüksek maliyetle yapılabilir olması, bu tip aktivitelerde performans değerlendirmelerinin sürekli bir şekilde yapılmasını gerektirir. Araştırma ve geliştirmeye yönelik performansın belirlenmesinde, temel performans kriterleri ortaya konulmakta ve araştırma ve geliştirme aktiviteleri bu kriterler temelinde ele alınmaktadır. Ar-Ge’ye yönelik performans kriterleri belirlenirken; kriterlerin ölçülebilir, detaylı, karşılaştırma yapılabilir, sürekli, sade, anlaşılabilir ve örgütün temel stratejileriyle uyumlu bir mantıkla hazırlanmasına dikkat edilmelidir.


Ar-Ge Yönetiminden Ar-Ge Yönetişimi’ne Doğru…


Son yıllarda çoğunlukla gündeme gelen “Ar-Ge Yönetimi Ekosistemi” mantığı, araştırma ve geliştirme politikaları için Ar-Ge Yönetimi’nden, Ar-Ge Yönetişimi’ne doğru bir geçiş sağlanmasına dikkat çekmektedir. Yönetişim ve yönetim kavramları birlikte incelendiğinde; kamu yönetimi bakış açısıyla özel sektör yönetim yaklaşımını bir araya gelmesi, kamu ve özel sektör arasındaki belirsizlik durumların minimuma indirilmesi ve birçok sistem için yeniden yapılandırmaya imkân vermesine yönelik konular gündeme gelmektedir. Yönetim konusu daha çok organizasyonel bir seviyeyi anlatırken, yönetişimde örgütler arası bir yaklaşım hissedilir. Yönetişim olgusu, kamu ve özel sektör gibi temel aktörleri birer ortak gibi kabul etmekte ve ileri düzey bir yönetimin ancak bu ortakların sistemli ve stratejik iletişimden oluşan bir yönetme ve denetleme mekanizmasıyla mümkün olabileceğini savunur (Özer, 2006, s.60). Ar-Ge Ekosistemi mantığı ise, özellikle teknokentlerde gerçekleşen Ar-Ge aktiviteleri için değişik stratejilerin oluşturulabileceği bir Ar-Ge yönetişimi mantığını akla getirmektedir. Bu konu, hali hazırdaki Ar-Ge politikalarında önemli iyileştirmeleri sağlayabilecek ve teknokent toplulukları için Ar-Ge’ye yönelik performans belirleme araştırmalarını örgütsel bir seviyeden örgütler arası seviyeye çekebilecektir. Bu kapsamda stratejik pratiklerin kaynak temelli bir bakışla temel yetenek temelli stratejilerden yararlanılarak yapılabileceği değerlendirilmektedir. Çünkü teknokentlerde olduğu şekilde birbirine benzer aktiviteleri yapan işletmelerin sahip olduğu yeteneklerin, teknokentler içindeki değişik işletmelerde ortak şekilde bulunma olasılığı oldukça yüksek görünmektedir. Teknokent toplulukları içindeki işletmelerin ortak ve öncelikli temel yeteneklerinin analiz edilerek, ortak havuzlarda ve Ar-Ge yönetişimi yaklaşımıyla yönetilmesi, ele alınan teknokent topluluğunda oldukça yüksek bir sinerjiye ve performansa vesile olabilir. Teknokentlerde uygulanabilecek temel yetenek temelli yaklaşım sayesinde işletmelerde ortak ve öncelikli olan kabiliyet, yetenek ve temel yeteneklerin ortaya konulması ve Ar-Ge örgütleri için ortak ve öncelikli temel yetenek envanterinin meydana getirilmesi mümkündür. Bu şekilde, işletmelerin temel yeteneklerinin Ar-Ge performansına etkisinin kuramsal bir çerçevede analiz edilebileceği ve kaynak bazlı analizlerle işletmelerden bağımsız temel yetenek havuzlarının oluşturularak, Ar-Ge performansında hızlı ve ani ilerlemelerin sağlanabileceği değerlendirilmektedir.


KAYNAK: Fidanboy, C. Ö., & Sargut, A. S. (2021). Ar-Ge Yönetimi Üzerine Stratejik Düşünceler: Temel Yetenek Tabanlı Bir Yönetişim Modeli Önerisi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (46), 89-107.

36 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


© Copyright
bottom of page